Osmanlı Devletinde Devşirme Sistemi - Kale Gündem - Haberler - Son Dakika Haberleri - Malatya Kale İlçesi
DOLAR

32,5362$% 0.24

EURO

34,7810% 0.08

STERLİN

40,5028£% 0.07

GRAM ALTIN

2.490,85%1,18

ÇEYREK ALTIN

4.255,00%0,46

BİTCOİN

2065064฿%4.05087

İmsak Vakti a 02:00
Malatya AÇIK 19°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Osmanlı Devletinde Devşirme Sistemi


Kale Gündem – Devşirme sisteminin çöküşüne paralel olarak Osmanlı Devleti’nde çöküş dönemi yaşanmasının bu sistemin devlet teşkilatında hayati rolü vardır. Bu bakımdan Osmanlı Devleti’nin küçük bir beylikten çok kısa bir süre içerisinde nasıl büyük bir devlete dönüştüğünü ve bu cihan devletinin en önemli çöküş nedenlerinden birisi olarak devşirme sistemini ve işleyişini bilmemizde yarar vardır.

“Her doğan, fıtrat üzere doğar; sonra onu ana-babası Yahudileştirir, Hristiyanlaştırır veya mecusileştirir,” hadisi, temel İslam bilimlerinde ‘fıtrat hadisi’ olarak bilinir. İslami literatürde, geçmişten günümüze bu hadis hakkında çeşitli görüşler ortaya konmuştur. Fıtrata, insanın varlık yapısı ya da insanlığın ortak dinî temeli olarak bakılmıştır. Devşirme sisteminin, tarihi bir olgu olarak, Osmanlı’da gerçekleşen halini ele almakta yarar vardır. Osmanlı Devleti’nin fıtratı sistemleştirip kanun, tüzük ve yönetmeliği olan bir sistem haline koymadan önce dini yönünü hesaba kattığını; bu hadisteki fıtrat gerçeğinden hareket etmiş olarak güçlü kaslar ve çalışkan beyinler sayesinde devletine hizmet yolunu bulduğunu unutmamak gerek.

Kölelerin eğitilip devlet kademesinde kullanılma usulü; Sasani, Roma ve Bizans gibi Ortadoğu ve Akdeniz havzasında kurulmuş olan bütün devletlerde görülür. Fakat Osmanlılar insan kaynağı sistemini Anadolu Selçuklularından almışlardır. Bu sistemi daha da geliştirmişler ve etkili bir biçimde kullanmışlardır. Bunun sebebi padişahın devlet otoritesini iyi eğitim görmüş, kendisine son derece sadık kimselere vermek istemesi ve daha merkeziyetçi bir devlet kurmak gayesidir.

Osmanlılar insan yetiştirme sistemini iki kaynaktan almaktadırlar. Birincisi, harp esirleri ve soylu hanedanların gönderdiği çocuklardı. İkincisi de devşirme yöntemi ile sağlanan zeki ve yetenekli olarak tespit edilen çocuklardı.

1. Murad döneminde kurulan Yeniçeri Ocağı’na asker temini için gayrimüslim genç savaş esirlerinden faydalanılmış, fakat zamanla fetihlerin azalması, Ankara Savaşı’ndan sonra da bir süre durması yüzünden devşirme yoluna başvurulmuştur. Devşirme, Osmanlı Devleti’nin ilk dönemlerde sadece yaya ve sipahilerden oluşan asker ihtiyacını çeşitlendirmek, ihtiyacı karşılamak ve güçlendirmek maksadıyla başvurulmuş bir yöntemdir. Asıl amaç ise devletin başına geçecek deha çapında olabilecek yüksek kabiliyetleri bulmaktı.

Devşirme sistemi uygulamasına 1. Beyazıt zamanında başlanmıştı. Sultan tarafından görevlendirilen özel heyetler Rumeli’nin Hristiyan köy ve kasabalarından 8-20 yaş arasında; iyi, fakir ailelere mensup, fiziği ve zihni güçlü çocukları topluyorlardı. Bunun için Rumeli’ye devşirme emini başkanlığında bir komisyon gönderiliyordu. Bu yöntemin suiistimal edilmemesi için ulemadan kimseler bu komisyon yanında gitmekteydi. Esas olarak Hristiyan çocuklar alınmakla birlikte Arnavutluk ve Bosna’dan Müslüman çocuklar da alınırdı. Devşirme işi ihtiyaca göre üç, beş veya yedi yılda bir yapılırdı. Bu işin birinci derece sorumlusu yeniçeri ağası idi, ondan sonra da Acemi Ocağı ağası gelirdi. Devşirme başlangıçta beylerbeyi, sancak beyi ve mahallî kadılar gibi ilgili bölgenin mülkî ve idari âmirleri tarafından yapılmıştır.

Fakat zamanla bunların, görevlerini kötüye kullanmaları üzerine Fatih Sultan Mehmed döneminde devşirme işi bir esasa bağlanmış, yönetmeliği oluşturulmuş ve merkezden devşirme memurları gönderilmeye başlanmıştır. Bu memurlar başta turnacıbaşı olmak üzere saksoncubaşı, zağarcıbaşı, haseki vb. Yeniçeri Ocağı’nın yüksek rütbeli yayabaşılarından olur, maiyetlerinde de bir kâtip bulunurdu.

Devşirme memurunun elinde işini nasıl yapacağını bildiren talimatname niteliğinde bir padişah fermanı ile devşirme yapılacak yerlerin kadılarına yazılmış yeniçeri ağasının imzasını taşıyan bir mektup bulunurdu. Devşirme ile görevli memurlar, padişah fermanı ve yeniçeri ağasının mektubu çerçevesinde işlerinde tamamen serbesttiler. Sancak beyi, kadı, tımar sahibi vb. mahallî görevliler de devşirme memurunun işini kolaylaştırmakla yükümlü idiler.

Merkezi yönetim tarafından tespit edilen zamanlarda belirlenen bölgelerden istenilen sayıda Hristiyan erkek çocukları toplanıyordu. Kural gereği her kırk aile için bir erkek çocuğu devşiriliyordu. Çocuklar değişik kriterlere (beden yapısı, boy, zekâ, ahlak, karakter, güzellik vs.) göre seçiliyordu. Bu kriterlere göre en iyi çocuklar toplanıyordu.

Devşirilen Çocukların Özellikleri

Devşirme kanununda toplanacak çocukların nitelikleri ayrıntılı belirtilmiştir. Genellikle derbentçilerden, maden işçilerinden, inşaat işçilerinden devşirme yapılmazdı. Hristiyan çocuklarının asilleri, papaz oğulları, iki çocuktan sadece biri, birçok çocuğu bulunan ailenin en sağlıklı çocuğu seçilir, tek oğlu olanın çocuğu alınmazdı. Annesiz babasız çocuklar, açgözlü oldukları bilinenler ve yüzü gözü açılmış olabileceği düşüncesiyle köy ağasının oğlu da devşirilmezdi.

Aynı şekilde sığırtmaç ve çoban çocukları ile kel, köse, doğuştan sünnetliler ve şehir çocukları toplanmazdı. Evlenmiş ve sanat sahibi olmuş çocuklarla aşırı derecede uzun ve kısa boylular da devşirilmeyenler arasındaydı. Ancak uzun boylu çocuklardan endamı düzgün olanlar sadece saray için alınabilirdi. Zengin aile çocukları, ayan ve eşraf çocukları, manastır öğrencileri, şehir hizmetçileri ve zanaat sahibi olanlar ise asla devşirilmezdi. Yahudi çocuk alınmazdı çünkü Yahudiler tabiatları gereği kırsal alanda yaşamaya müsait bir millet değildir. Dolayısıyla şehir yaşamını alışkanlık haline getirmiş bir millettir. Devşirme sistemi boyunca çocukların, köy ve kasabalardan seçilmesine özen gösterilirdi.

Devşirme memuru gittiği yerlerde tellallar vasıtasıyla devşirme için geldiğini ilân ettirir, sekiz-yirmi, özellikle de on dört-on sekiz yaşları arasındaki Hristiyan çocuklarının kaza merkezinde toplanmasını sağlardı.

Hristiyan çocukları, vaftiz defterleri yanlarında olduğu halde babaları ve papazlarıyla birlikte toplantı yerine gelirlerdi. Vaftiz defterlerini inceleyen devşirme memuru, çocukları bizzat görerek kanuna ve talimata uyanları ayırırdı. Genellikle her kazada kırk haneden bir oğlanın alınması âdet idiyse de bu sayı daha ziyade ihtiyaca göre belirlenirdi.

Devşirilen çocukların köyü, kazası, babasının, annesinin ve bağlı olduğu sipahinin veya ait olduğu vakıf veya çiftlik sahibinin adı, doğum tarihi, göz rengi gibi bilgilere varıncaya kadar bütün eşkâli ve kendisini devlet merkezine götürecek memurun adı iki ayrı deftere yazılırdı. “Eşkâl defteri” denilen bu defterlerden birini devşirme memuru, diğerini ise devşirilen çocukları merkeze sevk eden ve kendisine “sürücü” denilen memur saklar, sürücü götürdüğü efradı bu defterle birlikte teslim ederdi.

Devşirilen çocuklar, “sürü” denilen 100-200 kişilik kafileler halinde sürücülerin idaresinde devlet merkezine gönderilirdi. Yolda kaçmamaları ve özellikle Müslüman Bosnalı sünnetlilerin arasına yabancıların karışmaması için sıkı tedbirler alınırdı. İstanbul’a götürülen devşirme oğlanları, Ağakapısı’nda yeniçeri ağası tarafından kontrol edilir ve eşkâl defterine yazılırdı. Ardından sünnet edilen çocuklara Müslüman-Türk adları verilirdi.

Başlangıçta daha ziyade; Rumeli’de Üsküp, İştip, Köstendil, Prizren, Görice, Samakov, Prebol, Taşlıca, Ergirikasrı, Yanya, Pirlepe, İşkodra, Ohri, İpek, Dukakin, Novasin, Manastır, Mostar, İzvornik, Böğürdelen, Horpeşte gibi şehirlerde tatbik edilmiştir. 15. yüzyılın sonlarından itibaren Erzurum, Harput, Diyarbakır, Bursa ve İstanbul civarı dışında Anadolu’da da uygulanmıştır.

Bosna’da, Arnavutluk’ta, Kafkasya’da aileler çocuklarını vermek için ısrar ederlerdi. Çünkü hayat şartları ve çocukları beslemek zordu.  Giden çocukların kaderi ve kabiliyeti açıksa aileye de yardımı dokunduğu olurdu. Fatih Sultan Mehmed zamanında kendi istekleriyle topluca Müslüman olan Bosna halkının çocukları ise babalarının ricası üzerine bu davranışlarının mükâfatı olarak sadece saray ve özellikle Bostancı Ocağı için devşirilirdi.

Ağa Kapısı’nda yoklaması biten devşirme sürüsü, Anadolu ve Rumeli ağaları tarafından küçük bir ücret karşılığında geçici bir süre için Anadolu ve Rumeli’deki Türk köylülerinin yanına verilirdi. Rumeli’den devşirilenler Anadolu’ya, Anadolu’dan devşirilenler Rumeli’ye gönderilir, böylece yaşı büyük olanların kaçması önlenmiş olurdu. Firar edenler ise hemen yakalanıp yerlerine gönderilirdi.

Anadolu’daki devşirmelerden Anadolu Ağası, Rumeli’dekilerden ise Rumeli Ağası sorumluydu. Kethüdalar zaman zaman Türk köylüsünün yanında bulunan çocukları teftiş ederlerdi. “Türk’e verme” denilen bu uygulama ile devşirme oğlanları bir yandan ziraatle uğraşarak üretime katkıda bulunur, bir yandan da Türkçeyi, Türk-İslâm adet ve geleneklerini öğrenirlerdi. Zamanı gelince de yeniçeri ağasının arzı ve Dîvân-ı Hümayun’da alınan kararla İstanbul’a getirilirlerdi. Burada eşkâl defterine bakılarak kontrolden geçirilen devşirme oğlanları daha sonra Acemi Ocağı’na kaydedilirdi.

16. yüzyılın kayıtlarında yılda ortalama 300 çocuk toplandığını arşiv kayıtları tarihe not düşmüştür. Çocukların en yeteneklilerine Enderun adı verilen saray okullarında uzun yıllara yayılan zorlu eğitim veriliyordu. Bu çocuklar, çeşitli yetenekler kazanmaları üzere yönlendirilmiş, beceri ve bedeni eğitimlerinin çeşitliliği genişletilmişti. Verilen eğitimler; din, dil öğretimi, edebiyat, tarih, coğrafya gibi kurumsal bilgiler içeriyordu.

*Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Kale Gündem Gazetesi’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

 

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

Eski Türklerde Güvenlik Teşkilatı

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.