Kanlı Er Meydanı: Birinci Dünya Savaşı - Kale Gündem - Haberler - Son Dakika Haberleri - Malatya Kale İlçesi
DOLAR

32,5362$% 0.24

EURO

34,7810% 0.08

STERLİN

40,5028£% 0.07

GRAM ALTIN

2.490,85%1,18

ÇEYREK ALTIN

4.255,00%0,46

BİTCOİN

2065064฿%4.05087

İmsak Vakti a 02:00
Malatya AÇIK 19°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Kanlı Er Meydanı: Birinci Dünya Savaşı


Kale Gündem – Sanayi Devrimini gerçekleştiren büyük devletlerin hammadde arama, yeni pazarlar bulma ihtiyaç ve kaygıları zaman içinde sömürgeciliğin yayılmasına yol açmıştır. Egemenlik alanlarını genişletmek isteyen devletler, silahlanma yarışına hız vermişlerdi. Bu durum siyasi kutuplaşmalara sebep olarak kanlı ve yıkıcı savaşların çıkmasına zemin hazırlamıştır.

Fransız İhtilali’nin ve Sanayi Devriminin neden olduğu köklü değişimler, Avrupa’da büyük rekabete yol açmıştı. Bu rekabet 19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren Avrupa devletleri arasında birbiri ardına imzalanan ittifak antlaşmalarına ve bloklaşmaya neden olmuştu. Bu blokların bir tarafında Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya yer alırken diğer tarafında İngiltere, Fransa ve Rusya bulunmaktaydı.

Taraflar arasında giderek tırmanan gerginlik, 28 Haziran 1914’te Avusturya Veliahdı Arşidük François Ferdinand’ın Saraybosna’yı ziyareti esnasında Sırp milliyetçileri tarafından öldürülmesi ile silahlı çatışmaya dönüşmüş ve Avusturya-Macaristan ile Sırbistan arasında başlayan savaşın yangını kısa sürede Avrupa’yı sarmıştır.

İttihat ve Terakki hükümetinin “Teşkilat-ı Mahsusa” aracılığıyla İngiliz ve Fransız sömürgelerinde yürütmeye çalıştıkları “İttihad-ı İslam” propagandası bu ülkeleri ciddi bir telaşa sürüklemiştir. Bu amaçla Türkiye’nin bir an önce savaş dışı bırakılması İtilâf devletlerinin en önemli amaçlarından biri haline gelmiştir.

En önemli sömürgelerinde Müslüman nüfusun fazlalığı özellikle İngiltere’nin Türkiye ile giriştiği savaşta alacağı sonuçların önemini artırıyordu. Türkiye karşısında başarısızlık özellikle Hindistan’da karışıklıklara yol açabilirdi. 

Almanya’ya gelince; Osmanlı Devleti’nin, kendisi yanında savaşa katılması Almanya için önemli avantajlar sağlayacaktı. Osmanlı Devleti, Boğazları kapatacağı için Rusya savaş silahları, araç ve malzemelerini müttefiklerinden temin etmekte birtakım engellerle karşılaşacaktı. Ayrıca Padişah-Halife’nin “kutsal cihat” ilânının İngiltere ve Rusya sömürgelerinin Müslüman halkını harekete geçireceği, Mısır, Hindistan ve Kafkasya’da ayaklanmalar başlatacağı düşünülmüştü. Fransız ordusunu altı haftada savaş dışında bırakmayı planlamış olan Alman Genelkurmayı; başlangıçta Osmanlı Devleti’nin savaşa katılmasından yana görünmüyordu.

Alman kuvvetlerinin Marn’da uğradığı başarısızlık ve Avusturya-Macaristan’ın, Galiçya’ya düzenlediği taarruzun kötü sonuçlanması üzerine planlarında değişikliğe gidilmiştir. Alman Devleti; Rusya’nın Kafkasya’ya kuvvet göndermesini sağlamak, İngiltere’yi de Mısır’ı savunmak zorunda bırakmak için, Osmanlı Devleti’ni savaşa katmak yönünde girişim başlatıldı.

Sömürge veya nüfuz alanı oluşturmanın başlıca rolü oynadığı bu genel savaşın nedenlerinden biri de Osmanlı topraklarını paylaşmaktı. İttihat-Terakki Hükümeti, devletin varlığını sürdürmek ve savaş sonrası oluşacak ortamdan yararlanmak amacıyla orduyu modern hale getirme çalışmalarına hız vermiştir.

Diğer taraftan iki gruba ayrılmış Avrupa’da kendisini yalnızlıktan kurtaracak ittifak arayışlarına girmiştir.

Savaşa uzanan sürece bakıldığında, Osmanlı idaresindeki Orta Doğu, sömürgeci devletlerin çıkar kavgalarına sahne olabilecek bir kaynağa, yani petrole sahip olmasından dolayı büyük güçlerin iştahını kabartan bir konumda idi. Osmanlı zamanında tarihin en huzurlu dönemini yaşayan Orta Doğu, özellikle “Sanayi Devrimi” sonrası Batı dünyasının başlattığı sömürgecilik hareketinde ilgi odağı olmuştur. Gelişen sanayi ve teknoloji ile üretimin artması Batı dünyasını yeni pazarlar aramaya yöneltmiştir. 19. yüzyılda petrolün sanayide kullanılmaya başlanması ile bu ilgi daha da artmıştır. Özellikle 20. yüzyıl petrol savaşlarının yaşandığı yüzyıl olarak tarihe geçmiştir.

Orta Doğu coğrafyası, sahip olduğu petrol ve gaz rezervlerinden dolayı günümüzde de büyük güçlerin ilgisini çeken bir konumdadır. Burası hâlâ Birinci Dünya Savaşı’nda çözümlenemeyen siyasi-iktisadi sınırlardan dolayı çatışmaların bitmediği bir coğrafya durumundadır.

Savaşın başladığı günlerde Osmanlı Devleti seferberlik ilân etmiş, savaşan devletlere tarafsız kalacağını resmen bildirmişti. 11 Ağustos 1914’te, İngiliz gemileri tarafından takip edilen Goeben (Yavuz) ve Breslau (Midilli) adlarındaki iki Alman zırhlısının Çanakkale Boğazı’nı geçerek Türk sularına girmelerine izin verilmiş, Çanakkale Boğazı kapatılmıştı. Osmanlı Devleti’nin, bu iki Alman gemisini satın aldığını açıklaması ve kapitülasyonları kaldırdığı konusundaki, 7 Ekim 1914 tarihli, hükümet tebliği, tarafsız kalacağı düşüncesi ve isteğindeki İtilâf Devletleri tarafından yeterli görülmüştü. Osmanlı Devleti ise; bu gelişmeler sırasında gerçekte tarafsız kalmakla kalmamak arasında bocalarken; seferberlikte askerî hazırlıklarını tamamlamak, İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını bir taarruza karşı hazır hale getirmek çabasındaydı. Almanya yanında savaşa girileceği düşüncesinin İtilâf Devletleri tarafından anlaşılmaması için de dikkat edilmekteydi.

1. Dünya Savaşı, kısa sürede sınırları aşıp kıtalara yayılan etkisiyle bütün dünyayı bir yangın alanına dönüştürmüştür.

Avrupa cephelerindeki savaşları diğer sahalara da yaymak isteyen Alman askerî heyetinin talepleri üzerine, Enver Paşa’nın çok gizli kayıtlı emriyle Amiral Şuson donanmayı alarak 29-30 Ekim 1914 gecesi Karadeniz’e çıktı. Osmanlı bayrakları çekilen ve Osmanlı askeri üniformalar giydirilen Alman mürettebatla Karadeniz’e açılan Yavuz ve Midilli zırhlıları Rus liman şehirlerini bombalamış Odesa ile Sivastopol gibi önemli Rus limanlarını yerle bir etmişti. Çanakkale Boğazı’ndan Marmara Denizi’ne giren bu iki Alman gemisi, Osmanlı Devletinin savaşa girmesine hız vermiştir.

Kısa süre sonra, Rus kuvvetlerinin 1 Kasım 1914’te Doğu cephesinden (Pasinler ve Eleşkirt) saldırıya geçmesine, İngilizlerin önce Akabe sonra Çanakkale Boğazı girişindeki tahkimatı bombardımana tabi tutması Osmanlı Devleti’nin 11 Kasım 1914’te Rusya ve İngiltere’ye karşı cihat fetvasını yayınlayarak, topyekûn kanlı savaşa katılmak zorunda kaldı.

Avrupa, Asya ve Afrika cepheleri itibarıyla bakıldığında pek çok devlet Birinci Dünya Savaşı’na katılmıştır. Yeni teknolojiler sayesinde silahların öldürücülüğünde görülen muazzam ilerlemeye karşılık, savunma teknolojisinde aynı miktarda gelişme olmaması sonucu yaklaşık 35 milyon insan zayi edilmiştir.

Birinci Dünya Savaşı, dünya tarihindeki en çok zayiat verilen savaşlardan biri olmuş ve savaşa katılan devletlerde siyasi, askerî ve toplumsal yönden büyük ve köklü değişim ve dönüşümlere yol açmıştır. Hatta psiko-sosyal açıdan bakıldığında, savaşta yenilen milletlerde büyük travmalara neden olduğu gibi, toplumsal hafızada silinmez izler bırakmıştır.

Birinci Dünya Savaşı sürecinde (1914-1918) aynı anda pek çok cephede savaşlara katılmak zorunda kalan Osmanlı Devleti, ilerleyen yıllarda iktisadi açıdan derinden sarsılmıştır. İmkânsızlıklar ve yaşanılan onlarca aksaklıklardan dolayı savaşın son yıllarına doğru cephedeki askerin iaşe ve ikmalinde zorluklar yaşanmıştır.

Savaşın dört yıllık kaybına bakıldığında istatistikler net olmamakla birlikte yaklaşık 20 milyonluk bir nüfusa sahip olan Osmanlı Devleti, toplam 2.850.000 askeri cepheye sürmüştür.

 Bu savaşın ardından Anadolu bir dul, yetimler ve engelliler nüfusu haline gelmiştir. Savaşlarla yaşanan coğrafi daralma sonucu Anadolu Türklerin sığınabileceği son kaleye dönüşmüştür.

*Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Kale Gündem Gazetesi’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

Osmanlı Devletinde Devşirme Sistemi

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.