Hatice Akdeniz: “Bu Devirde Hiç Sevgi, Saygı Yok” - Kale Gündem - Haberler - Son Dakika Haberleri - Malatya Kale İlçesi
DOLAR

32,5262$% 0.19

EURO

34,7657% 0.01

STERLİN

40,5889£% 0.21

GRAM ALTIN

2.486,57%1,00

ÇEYREK ALTIN

4.250,00%0,32

BİTCOİN

2064643฿%3.53074

İmsak Vakti a 02:00
Malatya AÇIK 19°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Hatice Akdeniz: “Bu Devirde Hiç Sevgi, Saygı Yok”

Kale Gündem gazetesi olarak eskiye dair anılarını hâlen kalbinin en ücra köşelerinde yaşatan Hatice Akdeniz’in yaşam hikâyesini sizlerle buluşturacağız.


82 yaşında olan Hatice Akdeniz sözlerine kendini tanıtarak başladı.

Kale Gündem – “Adım, Hatice Akdeniz. Erdemli köyünde oturuyorum. Kimliğime göre 1940 doğumluyum. Söylediğine göre babam büyük yazdırmış beni. Aslında 82 yaşındayım. Annemin ismi İzettiye, babamın ismi ise Sıddık. Biz 3 kız, 3 erkek olmak üzere 6 kardeşiz. Diğer kardeşlerimin isimleri Rezzak, Nazire, Said, Halis ve Bahriye. Bahriye en küçüğümüzdü ve ne yazık ki vefat etti. Benim eşim de 25 yıl önce vefat etti.”

Doğup büyüdüğü yer olan Kale’ye nereden gelip yerleştikleri ile ilgili de bilgi veren Hatice teyze, “Büyüklerimiz ‘Zev’ diye bir yerden geldiğimizi anlatıyorlardı. Büyük dedemiz 3 kardeşmiş. Bizim dedemiz Bent köyüne yerleşmiş. Bir Özbaylar var bir de Cengizler var. Anlatıyorlardı ama net hatırlamıyorum,” dedi. Geçmişe dalınca asırlık çınarımız bize anneannesi ile olan küçük bir anısını da anlattı: “Anneannemin gözleri görmüyordu. Annem bir gün ‘Anneannenlere git,’ dedi. Gittiğimde dedem yataktaydı. Dedem ‘Sen kimsin?’ diye sordu, ben de İzettiye’nin kızıyım, demedim. Anneannem yerinden kalktı ve ‘Tanımıyor musun, İzettiye’nin kızı!’ diye bağırdı. Bende hatıralar çok ama hatırlamıyorum.” Hatice teyze geçmişten günümüze nasıl bir hayat geçirdiğinin fragmanını sohbetimizin başında verdi: “1983 yılında İstanbul’a taşındık.  Kış aylarında İstanbul’da kalıyorduk, yaz aylarında ise köye gidiyorduk. Şimdi de oğlum Mehmet köyde, ben onunla birlikte kalıyorum. Kışın ise buraya, İstanbul’a geliyorum. 5-6 ay kalıyorum, sonra köye dönüyorum. Köyü çok seviyorum ama şimdi deprem ve başka bir kötü olay yaşandı köyde, o nedenle bu aralar pek sevmiyorum. 68 yıldır ben Erdemli köyünde yaşıyorum.” Ailesinin geçimini çiftçilik ile sağladığını söyleyen asırlık çınarımız, “Babam çiftçilik yapıyordu. Arazilere bakıyordu. Kayısı, buğday, mısır derken neredeyse her şeyi ekiyordu,” dedi.

Okuma yazmanız var mı sorusuna verdiği cevapta hem sitem hem de bir ukde gizliydi. Hatice teyze, “Yok, okula başladım fakat bir yıl bile gidemedim. Önce Nazire ablamı okula yazdırmışlardı. O zaman babam, ‘Nazire büyük, Hatice okula gitsin’ demiş. Ben bir yıl okula gittim, 6 yaşındaydım o zamanlar. Öğretmen taşları üst üste diziyordu, sonra bir tekme vuruyordu ‘Çocuklar, bakın taşlar yıkıldı,’ diyordu. Çocuklar Türkçeyi öğrensin diye. Birinci sınıfı okudum. Her köyden birkaç kişi geliyordu. Okul vardı ama bırakmadılar. 14 yaşında beni evlendirdiler. Aslında okumak istiyordum. Hem arkadaşım hem amcamın kızı olan Hatice vardı, onunla beraber okula gidiyorduk. Harfleri tanıyorum, tek tek harfleri okuyorum. Tabelaları yolda giderken okuyorum. Yüksekokul yoktu, sadece ilkokul vardı. 5 seneyi bitiren de vardı, bitiremeyen de vardı,” dedi.

Kısa eğitim hayatını anlatan asırlık çınarımız çocukluğuna dair de şu sözleri söyledi: “Biz çocukken mahallemizdeki tüm çocuklar toplanırdı, hepimiz beraber oyunlar oynardık. Saklambaç oynardık. Salıncak yaparlardı, birbirimizi sallardık.”

Gençlik döneminin de çok iyi geçmediğini anlatan Hatice teyze sözlerine şunları ekledi, “Gençliğimi pek yaşamadım. Babamlardayken hayvan besliyorduk, tarlaya, ot biçmeye gidiyorduk. Öyle geçti gençliğim. Zaten 14 yaşında Erdemli köyüne gittim. Gençliğimiz baba evinde güzel geçiyordu. Arkadaşlarım vardı, beraber oyun oynuyorduk. 5 taş oyunu oynuyorduk, kral oyunu oynuyorduk. Taşlar ile oynadığımız bir oyundu kral oyunu.  O zamanlar elektrik yoktu, telefon yoktu, televizyon yoktu. Şimdi her şey elektrik. Ekmek pişiriyordum. Ayran yayıyorduk, üç ineğimiz vardı, onları sağıyorduk. Koyunumuz vardı. Ömrümüz hep öyle geçti,” dedi.

Daha rahat bir hayatım olsun isterdim

Gençliğinize dönseydiniz neyi farklı yapardınız, diye sorduğumuzda bize verdiği cevap, “Daha rahat bir hayatım olsun isterdim. Rahatlık görmedik. Hatırlamıyorum. Unutkanlık var bende. Telefonu kaldırıp saate bakıyorum, sonra unutuyorum. Daha aklıma ne gelecek. Anlatacak çok şey var ama aklıma gelmiyor” oldu.

“Biz çok mutlu bir aileydik”

Asırlık çınarımız annesiyle babasını ve onlarla nasıl vakit geçirdiğini anlatarak sohbete devam etti.

“40 sene önce babam vefat etti. Annemi hatırlamıyorum. Annem de babamdan birkaç sene sonra vefat etmişti. Biz çok mutlu bir aileydik. Öyle bir mutluluk vardı ki keşke şimdi o zaman olsa.” Ailesini anlatırken içindeki özlemi bize de hissettiren Hatice teyze sözlerine şu şekilde devam etti: “Şimdi herkes rahat. Çamaşır yıkmak yok, ekmek pişirmek yok, inek sağmak yok. Köylerde inek bulunmuyor bile şimdi. Herkes yağı, peyniri, çökeleği para ile alıyor. Biz kendimiz yapıyorduk bu yiyecekleri, sonra yiyorduk. Şimdi kim yapacak. Yapacak kadın var mı? Bizim bir tanıdığımız vardı, hala diyordum kendisine. Beyimin halasının kızıydı. ‘Şimdi kadınların bir parmağı yoruluyor. Yine de mutlu olmuyorlar, hemen boşanıyorlar,’ derdi.”

Eskiden saygı vardı. Bu devirde hiç sevgi saygı yok. Kimse kimseyi tanımıyor. Pandemi de herkes için bahane oldu, kimse kimseye gitmiyor. Herkes evinde oturuyor. Bir gün Kahramanmaraş’ta biri babamı kirve yapmıştı. O gün 20 kişi geldi bize. Babam bir koç kesti. Mutfakta ocak vardı. Sacı mutfağa götürdüm, ocağa koydum, adamlar da koçu kesti. Sacda pişirdik. Bir berber vardı Bent köyünde, ismi Hasan’dı. Bize geldiğinde eti henüz pişiriyorlardı. Kardeşim Bahriye de o sıralarda ortalıkta geziniyordu. Kardeşim bana, ‘Gel, berber Hasan’ı sacın üzerine devirelim, sonra da deriz ki Bahriye’nin deli raporu var,’ dedi. O gün çok gülmüştük. Çok misafirimiz vardı. Şimdi ise dayı çocukları, amca çocukları, hala çocukları, birbirimizi tanımıyoruz.”

Gönlü geniş olan asırlık çınarımızın en sevdiğiniz arkadaşınız kim sorusuna verdiği cevap, “Samimi olduğum arkadaşım pek yoktu. Köyün içi çok kalabalıktı, büyük küçük hepimiz bir arada oynuyorduk. Davulcu vardı, davul çalıyordu bayramlarda,” şeklinde oldu.

Bu - Devirde - Hiç - Sevgi - Saygı - Kalegundem com

“Eskiden kadınların oturup konuşmaya zamanları yoktu”

Hatice teyzeye eski komşuluk ilişkilerinin nasıl olduğunu da sorduk. Bütün Asırlık Çınar köşemizin konukları gibi o da eskilerden dem vurarak bize cevap verdi. “Komşularım çok iyiydi. Köydekiler de İstanbul’dakiler de çok iyilerdi. Güngören’de kaç sene oturdum. Yazın gidiyordum, kışın geliyordum. 2 sene Malatya merkezde oturdum, oradaki komşularım akrabam gibiydi. Köydeki komşularım da çok iyiydi, ben hiçbirinden kötülük görmedim. Her zaman Erdemli köyü hiç iyi değil derlerdi, ben gittim, hiç kötülük görmedim. Ama bu son zamanlarda biraz bozuldu. Eskiden çok güzel vakit geçiriyorduk. Şimdi bolluk var. Her şey var ama eski zamanlar daha güzeldi. Eskinin düzenini ben çok istiyorum. Birbirimize karşı saygı ve sevgi vardı. Şimdi her şey kalkmış. Herkes gündüz çok yorulduğu için birbirimize pek gidip gelemiyorduk. Yatsı namazını kılan yatıyordu. Elektrik de sonradan geldi köyümüze. Babamların evinde küçük bir televizyon vardı, babam anten takmıştı. Herkes yılbaşında bize gelirdi, yılbaşı programlarını seyrederdi. 67 yıl önceydi.”

Geçmiş zamanlarda kadınların yaşadığı zorluklara da değinen asırlık çınarımız şu şekilde devam etti.

“Kadınların oturup konuşmaya zamanları yoktu. İş vardı. Sabah kalktığımızda namaz kılan namazını kılardı. Gidip ekmek pişirirdik, ayran yayardık, hayvanları sağardık ve gün biterdi.”

Geçimlerini çiftçilik ile sağladıklarını anlatan asırlık çınarımız sözlerine şu şekilde devam etti. “Köylüler tarlada çalışıyordu, çiftçilik yapıyordu, mısır ekiyorlardı, buğday ekiyorlardı. Şimdi tarlalar hep kayısı oldu. Tütün, mercimek ve nohut da ekerlerdi. Her şeyi kendi tarlamızda yetiştiriyorduk, satın almıyorduk. Aynı zamanda geçimimizi de bunlarla sağlıyorduk.”

Bu koşuşturmalı hayatının yanında çocuklarını nasıl büyüttüğünü de bizlere kısa cümleler ile anlattı Hatice teyze. “Hayvanlara bakmaya gidiyordum, yemek yapıyordum. Eve geldiğimde çocuklarımın bazıları uyumuş oluyordu. Yataklarını serip götürüp koyuyordum.”

Eşimi görmeden evlendim

Asırlık çınarlarımıza sorduğumuz sorular arasında cevabını dinlemeyi en çok sevdiğimiz evlilik ile ilgili soruyu Hatice teyzeye de sorduk.

“Ben tam bilmiyorum, oğlum Rauf biliyor. 14 yaşında evlendim. Eşimin adı Hikmet. Kimliğinde Mehmet yazılı ama Hikmet diyorlardı. Eşim benden 10 yaş büyük. Eşimi görmeden evlendim. Bir gün halam bize gelmişti. O zaman dediler ki ‘Halan senin için geldi.’ Meğer beni istemeye gelmiş. Halam ayakkabılarını çıkarmıştı, ben de tutup fırlattım, ‘Bir daha gelme!’ dedim. Ben bir şey bilmiyordum. Eşim iyi biriydi. Severek evlenmedim ama huyu çok güzeldi. O beni çok seviyordu. Köyde düğün yaptık. Gelinlik yoktu bizim zamanımızda, çarşaf giydirdiler bana. Beni alamaya eşim gelmedi, düğüncüler geldi, beni aldı. Ata bindirip götürdüler. O gün kar yağmıştı. Yaşım küçüktü ama ev işlerini yapmayı biliyordum. Biz iş yapmayı küçük yaşta öğrendik. Benim büyük kızım ekmek pişiriyordu, saca yetişmek için altına tahta koyuyordu. Eşimle aram iyiydi. Hikmet benim değerimi biliyordu. Kaynanam, görümcem, eltim iyi insanlardı fakat hepsi vefat etti. Bir eltim vardı. Bir de görümcem vardı. Eşim beni çok seviyordu ama ben o kadar sevmiyordum. O bana çok değer veriyordu.”

Hatice teyze, çocuklarından da sevgiyle bahsetti ve şunları ekledi. “7 tane çocuğum var. 3 kız 4 oğlan. Hepsi köyde doğdu. 1983’te İstanbul’a taşındık. Sonra çocuklarım evlendi. Biz de yazın köye gittik, kışın İstanbul’a geldik. İki kızım burada evli, bir kızım ise Malatya’da evli. Oğlum Mehmet de Malatya’da. Oğullarım Rauf, Hamza ve Mesut ise burada, İstanbul’dalar.”

Asırlık çınarımıza sağlık durumunun nasıl olduğunu sorduğumuzda, “Sağlık durumum iyi değil. Kollarım ağrıyor. Tülbentimi örtemiyorum. Dizlerim, belim ağrıyor. Hamdolsun yine idare ediyorum, ihtiyacımı görüyorum. Uzun zamandır kemik erimesi var bende,” şeklinde yanıtladı sorumuzu.

Güler Duman dinlemeyi seviyordum

Müzik dinlemeyi de seven Hatice teyze, sevdiği sanatçıların isimlerini sıraladı.

“Türkü dinliyordum. Bir kadın vardı, Güler Duman; onu dinlemeyi çok seviyordum. Ben eskiden bir defa İstanbul’a gelmiştim.  O zaman yeğenimin eşi bana Güler Duman’ın kasetini aldı, ben de kaseti çantama koyup köye götürdüm ve çokça dinledim. Nuri Sesigüzel’i dinlemeyi seviyordum. Mehmet Seske ve Ahmet Özhan’ı da dinlemeyi seviyordum.”

Yaz aylarında köyde, kış aylarında ise İstanbul’da yaşaması sebebi ile çok yolculuk yaptığını anlatan asırlık çınarımız sözlerine şu şekilde devam etti.

“Çok yolculuk yaptım. 15 sene araba ile İstanbul’a geldim, gittim. Şimdi uçak ile gidip geliyorum. 2014 yılında umreye gittim. Çok güzeldi. Genç olacaksın ki orada tavaf yapabilesin. Yaşıma rağmen yine de yaptım. Genç iken gideceksin ki oraların tadını alasın. Ben geç gittim.”

Hayatındaki herkesin kendisi için çok değerli olduğunu ifade eden Hatice teyze, “Ben herkese değer veriyordum. Anneme, babama, kardeşlerime değer veriyordum. Önceden sevgi saygı vardı. Şimdi her şey kalkmış,” diyerek sürdürdü sözlerini.

Yaz ve sonbahar aylarını sevdiğini dile getiren asırlık çınarımız, eskiye özlem duyduğunu ifade ederek sözlerine devam etti. “Yaz ve sonbahar mevsimlerini seviyorum. Ben köyde yaşarken oğlum Rauf, ‘Sen orada yaşamaya dayanamazsın, oralar soğuk’ dedi. Ben de soğuk daha iyi, dedim. Köyün havasını seviyorum. İlkbaharda köye gittiğimde inek alırdım. Peynirimi, yağımı ve çökeleğimi toplardım. Sonbaharda da ineği kesip kavurma yapıyorduk, alıp İstanbul’a getiriyorduk, yiyorduk. Her sene bunu yapıyorduk.”

Acı tatlı anılarını bizimle paylaşan asırlık çınarımıza teşekkür ederek bu güzel sohbetimizi neticelendirdik.

 

Röportaj: Merve Çelik / Merve Algül

 

 

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

Kale’de Kız Futbol Takımı Ödüllerini Aldı

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.