“El ne der?” Hastalığı   - Kale Gündem - Haberler - Son Dakika Haberleri - Malatya Kale İlçesi
DOLAR

33,0539$% 0.62

EURO

36,0443% 0.5

STERLİN

42,9246£% 1.1

GRAM ALTIN

2.561,58%0,49

ÇEYREK ALTIN

4.144,00%0,64

BİTCOİN

1906404฿%1.21338

İmsak Vakti a 03:18
Malatya AÇIK 30°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

“El ne der?” Hastalığı  

Kale Gündem – İnsanların elbette çekineceği ve hesap vereceği bir merci olur, olmalıdır da çünkü bu bir ihtiyaçtır.  

Ancak bu merciler kişiden kişiye değişebilir. Kimisi Allah’tan korkar, kimisi eşinden, kimisi babasından, kimisi devletten kimi ise toplumun algısından yani “El ne der?” söyleminden çekinir. Allah’ın dışındaki tüm, “korku” mercileri tehlikelidir. En tehlikelisi ise “El ne der?” algısı ya da korkusudur. 

Sınav stresi  

Anne babalar olarak farkına varmadan (cahilane de olsa) çocuklarımızı hasta ediyoruz. Onların yerine kararlar veriyor, onlara müdahale ediyor ve “El ne der?” algısı yüzünden onları hasta ediyoruz adeta. Sebep ise, “Çocuğum üniversiteyi kazanmak zorunda yoksa ikimiz de rezil oluruz” saplantısı. Kazanırsa zeki, kazanamazsa tembel” algısı topluma yerleşmiş. Bir diğer cehalet ise “Çocuklarımızın ailelerinden gördüğü baskı,” tehdididir. “Kazanamazsam ben aileme ne derim?” ya da ailenin, “Ben çevreme ne derim?” düşüncesi. Türkiye’de zaten sınav sistemi (Ölçme-değerlendirme) ile alakalı arızalı bir durum söz konusu. Ailelerin de müdahalesi, içinden çıkılmaz hale getiriyor meseleyi. 

Kısa kısa 

1- Mola yerinde restoranda servis beklerken bir kızımızın tavırları dikkatimi çeki. Saat gecenin üçüydü ve kız uykusuzluktan yürüyemez durumdaydı. Öğrenci olduğunu, okuyabilmek için çalışmak zorunda kaldığını öğrendim diyaloğa geçtiğimizde. İş imkânı olmayan sıradan bir bölümde okuyormuş.

“Neden?” diye sordum. 

Cevabı, “Ailem çok beklenti içindeydi, ‘herkes okudu sen de oku’ dediler,” şeklinde oldu.   

“Başka meslekler de var, neden onları seçmedin?” 

İkinci soruma karşılık, “Ailemin ve çevremin kısmen de olsa baskısı bu süreci hızlandırdı,” dedi. 

2- 18 yaşında genç bir danışanım geldi. Depresyondaydı. Sebebinin “Sınav kaynaklı kaygı-stres,” olduğunu öğrendim bir şekilde.  OKB-Anksiyete zirve yapmış bu gencimizde. 

“Değer mi bütün bunlara?” diye sorduğumda bana yanıt olarak, “Ailem çok masraf yaptı benim için. Arkadaşlarım üniversitelerine yerleştiler. Eğer ben bu sene kazanamazsam ölürüm hocam! Başka seçeneğim yok; ya kazanacağım ya kazanacağım,” dedi. 

“Ya senin sıhhatin ne olacak?” şeklindeki sualime ise, “Ucunda ölüm bile olsa!” demesin mi? 

3) Farklı bir gencimizin ıstırabı ise istemediği bir üniversiteye kaydını yapmış olması. Bu gencimiz okuduğu bölümü asla sevmiyor, işin kötü yanı ise cesaret edip bu durumu ailesine söyleyemiyor. Ne yazık ki bu ruh hali gencimizi hasta etmiş. Bir deri bir kemik kalmıştı adeta.

“Neden itiraz etmediniz?” sualime yanıtı sadece, “Korktum” oldu. 

Ara ara aileleriyle konuştuğumda aldığım cevap “Biz onun iyiliğini düşünüyoruz,” oluyor genelde. 

Başka mesleklerde de benzer durumlar söz konusu. “Peki, neden illaki üniversite saplantısı?” sorularıma aldığım yanıtsa, “Olur mu öyle şey? Biz çektik o çekmesin,” şeklinde oluyor. 

Netice

Bu tespitlerimiz tüm aileler için bir örnek teşkil etmemiş olabilir ancak bir hakikat var ki o da “Bizler algı yüzünden çocuklarımızı hasta ediyoruz, hayattan koparıyoruz. Onları dinleyelim, düşüncelerine saygılı olalım, başkalarını örnek göstererek kıyas yapmayalım, onları “Yarış Atı’ misali yarışa sokmayalım-yarıştırmayalım, en güzel meslek evladımızın sevdiği meslektir” diyoruz. Algıya teslim olmayalım, ikinci ilahlara, “El ne der” söylemine teslim olmayalım. Evladımızın matematiği zayıf olabilir, Türkçesi zayıf olabilir ancak iyi bir ressam çıkamaz mı? İyi bir tamirci, iyi bir aşçı, iyi bir müzisyen ya da sporcu çıkamaz mı? 

Hal böyleyken ülkemizde meslek kuruluşları usta ve çırak bulmakta zorlanıyor. İşsizler ordusuna iş teklif edilince, “Olur mu öyle şey, ben üniversite okudum, masa başı iş isterim” diyor. Belki de işin en sevimsiz kısmı, bir şekilde Avrupa’ya giderek orada daha kötüsünü yapıyor oluşudur. Evladının akıbeti ailesine sorulunca, “Evladım yurt dışındadır, ne yapsın garibim, ülkede iş mi vardı?” diyerek çıkıyor işin içinden. 

Bu tespitimiz, yani “El ne der” algısı sadece eğitimle ilgilidir zannedilmesin. Evlilikte, iş ve eş seçiminde, arkadaş seçiminde ve benzeri durumlarda da karşımıza çıkan hastalıklardır. 

Evlatlarımızı illaki üniversite okuması konusunda zorlamak ahlaki olmasa gerek. Seçilen bir meslek ile üniversite (uzaktan üniversite eğitimi) pekâlâ birlikte sürdürülebilir kanaatindeyim. Mesele ve gaye sadece “Üniversiteli olmak” olmamalı. Eğitim ile öğretim birlikte olmazsa bir kanadı kırık kuş misali olur ki o da pek başarıya götürmese gerek. 

Bu yıl sınava 3 milyon kişi girdi. Rahat iş bulacak öğrenci sayısı 50 ile 100 bin arasıdır. Gerisi işsizler ordusuna katılacak. Suçu sadece devlete atmak kolaya kaçmak diye düşünüyorum. STK’lar, Diyanet, aileler, üniversiteler ve diğerleri; kısacası herkes bu durumdan mesuldür, diye düşünüyorum.   

Tabelamız ise şudur:  

“Eğitim-öğretim kıymetlidir ancak sıhhatli hayat daha kıymetlidir!”  

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Kale Gündem Gazetesi’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

Yeterince Duyarlı mıyız?

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.